Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Theremin

          FAHRENHEİT 451     '' Bugün İngiltere'de Tanrı'nın izniyle öyle bir mum yakacağız ki, inanıyorum ki asla sönmeyecek. (...) Bunu Latimer diye bir adam Nicholas Ridley diye bir adama 16 Ocak 1555'te, Oxford'da kafirlik suçlamasıyla diri diri yakılırken söylemişti.''                                                                     Sayfa:61     ''...herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir.''                                                                      Sayfa:79     ''Birçok şey hakkında 'Neden' diye sorarsan ve bunu sürdürürsen, sonunda epey mutsuz olabilirsin....

Kitap Denizi

    Kitapların yanma sıcaklığı; 451 fahrenheit. Bu bilgiye ulaşmak için Ray Bradbury İtfaiye Teşkilatı'nı aramıştır. ''İtfaiye'' adlı kitabının ismini değiştirmek isterken aklına bu gelmiştir. Bu isimden öncede ''Gece Yarısından Çok Sonra'' ismini kullanmıştır kitap.     Ray Bradbury arkadaşı ile yolda yürürken bir polisin onlara ne yaptığını sorması üzerine, ''Bir ayağımızı diğerinin önüne atıyoruz'' cümlesine kurmuştur. Bunun üzerine poliste sorguya çekmiştir. Bu yaşananlar ona ışık olmuş olmalı ki ''Yaya'' isimli öyküyü yazmıştır. Buradan anladığımız kadarıyla Ray Bradbury basit düşünmeyen biriydi ve bunları da yazılarında insanlara yansıtıyordu. Fahrenheit 451 kitabını da yazmadan önce, ''Ya itfaiyeciler evleri kurtarmak yerine onları yaksaydı?'' diye düşünmüş. Bu cümleler arkadaşı Neil Gaiman tarafından 2013 yılında yazılmış önsöz olarak.     Kitapta, insanların kitaplar için neler yaptığını o...

Komorebi

      Öğrendiğiniz yeni bir bilginin doğruluğunu hiç teyit ettiniz mi ya da buna gerek olduğunu hiç düşündünüz mü?       Bildiğim bir şey varsa o da insanların inanmaya gereksinim duyduklarıdır. Belki de bildiğimden değil de inandığım için bu cümleleri kuruyorumdur. Üzerine düşünecek olursak eğer,  biraz doğruluk payı görebiliriz. Tanrı'ya inanma ihtiyacı hissederiz varlığımızı anlamlandırabilmek için, umut ve ümitle dolup taşarız daha iyi bir hayat için çünkü buna inanırız; gelecekte o istediğimiz hayata. Sağlığımıza bir gün kavuşacağımıza inanırız. Bunu ya Tanrı'ya ya kadere ya da olasılıklara bağlarız. En başından beri insan, olmasını ümit ettiği veya istediği şeylere inanıyor. İlk cümlemden alakasız gibi görünen bahsettiğim bu inanç konusu, aslında ilk cümleye uzak değil. Öğrendiğin yeni bir bilgi inandığın ve  buna inanmak istediğin için doğru kabul edilir sen tarafından. Günümüz dünyasında her yerden yanlış veya yalan bilgiler su...

Fernweh

        Uzun zamandır üzerinde yoğunlaştığım bir konu üzerine yazı yazmak istedim. Konu tamamen insan yaşamı. Hayatı yaşarken koşuyor gibiyiz. Neden bu kadar aceleciyiz? Acaba farkında olmadan birbirimizden mi etkileniyoruz yoksa hayatı kısa gördüğümüz için her şeyi sığdırmaya mı çalışıyoruz? İnsanlar okullarını erkenden bitirmek, hızlıca kariyer yapmak ya da bolca kazanmak istiyor diğer bir istek aile kurmak oluyor. Yaşamlarına geriye dönüp baktıklarında ne görüyorlar? Okumanın tadına varmışlar mı, kariyer basamaklarını hak ederek mi çıkmışlar, para düşünmeden mi çalışmışlar, hayatlarında neyi özümsemişler, kimlerin hayatlarına dokunmuşlar, hayatlarından geçip giden hangi insanı yeterince tanıyorlar ya da hangisini hatırlıyorlar? Doğru mu yapıyoruz? Bunları yaparken haklı mıyız? Hayat kısa olabilir ama yaşamın tadına varamadıktan sonra ne kadar yaşadığının veya ne yaşadığının hiçbir önemi yok.  Anı hissetmek. O anda var olduğumuzu hissetmek. Geleceğe ve geçm...

Bir Gün

      Bir gün öleceğiz ve biz bile benliğimizi unutacağız. Yaşam abartmak veya ciddiye almak için çok anlamsız bir o kadar da kısa. Normal bir insan ömrü kısayken ne zaman öleceğimizi bilmeyen bizlerin ömrü ölene değin yoktur. Hayatı yaşamak, yaşamı anlamlı kılmak için etrafımızdakileri etkilemeden istediğimiz her şeyi yapalım  çünkü öldüğümüzde bunları bizim için yapacak birileri olmayacak.     Yaşamı neden yaşadığını bulduğunda ve onun için çalıştığında nesillere yeni bir hikaye bırakırsın. Hikayen anlatıldıkça var olursun. Dünya kapısından milyarlarca insan geçti. Dünya ömrünü yitirene dek daha da insanlar gelmeye devam edecek ama sadece önemli olanlar, önemini yitirmeyenler yaşayacak. Geriye kalan diğer tüm insanlar sadece yolculuklarını yapıp bitirmiş olacaklar, gelecekler ve gidecekler.     Kim hatırlanmak istemez ki? Ama unutulacağız. Sevdiklerimizin hatıralarından silineceğiz. Kimler hatırlayacak bizi? Kimler hatıralarında anıların...

Tüm İnsanların Ortak Özelliği

      Kiniklerin görüşüne göre insan; 'ne kimseye muhtaç olacak kadar sahip olmamalı ne de kimseye verecek kadar sahip olmalı dünya malını'. Karmaşıklaştırdığım bu cümle aslında oldukça anlaşılabilir sadelikte. Aslında cümlenin vermeye çalıştığı mesajda bu. Olabildiğine sade olun. Sade olmak; ihtiyacınız olduğu kadarına sahip olmak, gözünüzün açlığıyla boğuşmamak. Kendinizi doyuracak kadar pişirmek, dolaplar dolusu göz kirliliği yaratmayacak kadar kıyafete sahip olmak, hangisi giyeceğim diye düşündürmeyecek kadar yeterli ayakkabıya sahip olmak...         Her insanoğlu ihtiyacını tüketse bu yaşam ağacından, o zaman hayatın ne kadar adaletli olduğunu görürüz. Hareketliliği ruhunda barındıran insanın adaleti dünyadan beklemesi komik. Ağaçtan beslenen insanoğludur. Adalet kavramını ortaya çıkaran insanoğludur. Beraberinde adaletsizliği, açlığı getiren de insanoğludur. Ama ne gariptir ki adaleti dünyadan beklerler. Oysaki dünya insanoğlu olmadan ...

Tablo

         Kalabalıklar içinde kalmış, gürültüden beslenen anıların olduğu o zamanda herkesin sesini kesip karşımdaki gerçek ve canlı tabloyu izledim. Eski zamanları andıran bir tablo gibiydi. O anı betimleyebilecek resim bilgimin olmaması üzücü. Ama o anı kelimelere dökmem gerekir. Altmışlarında yaşlı amca, yüzünde hayatın ona kalan mutluluğu, ellerinde hayatın ona bıraktığı ağırlığı vardı. Küçük çocuk -torunu olduğunu varsayıyorum-, hayatla tanışmamışcasına  çok mutluydu. Dedesinin hemen önünde kendi gibi küçük alanda zıplayıp mutluluğunu gizleyemiyordu. Hareketliliğini dedesinin cebinden çıkardığı o tarakla bozdu. Yaşlı adam, eski kıyafetlerine rağmen özenle giyinmişti ve çevresindeki insanlara saygısını böyle belli ediyordu belli ki. Cebindeki tarak eski mi yoksa yeni mi belli değildi ama zaten bunun pek bir önemi yoktu. Özenle taradığı saçları, elinde kalan son sevgiyle okşadı.        Neredeler, nasıllar ve kimler? Kim bilir. Bili...