Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bir Gün

      Bir gün öleceğiz ve biz bile benliğimizi unutacağız. Yaşam abartmak veya ciddiye almak için çok anlamsız bir o kadar da kısa. Normal bir insan ömrü kısayken ne zaman öleceğimizi bilmeyen bizlerin ömrü ölene değin yoktur. Hayatı yaşamak, yaşamı anlamlı kılmak için etrafımızdakileri etkilemeden istediğimiz her şeyi yapalım  çünkü öldüğümüzde bunları bizim için yapacak birileri olmayacak.     Yaşamı neden yaşadığını bulduğunda ve onun için çalıştığında nesillere yeni bir hikaye bırakırsın. Hikayen anlatıldıkça var olursun. Dünya kapısından milyarlarca insan geçti. Dünya ömrünü yitirene dek daha da insanlar gelmeye devam edecek ama sadece önemli olanlar, önemini yitirmeyenler yaşayacak. Geriye kalan diğer tüm insanlar sadece yolculuklarını yapıp bitirmiş olacaklar, gelecekler ve gidecekler.     Kim hatırlanmak istemez ki? Ama unutulacağız. Sevdiklerimizin hatıralarından silineceğiz. Kimler hatırlayacak bizi? Kimler hatıralarında anıların...

Tüm İnsanların Ortak Özelliği

      Kiniklerin görüşüne göre insan; 'ne kimseye muhtaç olacak kadar sahip olmamalı ne de kimseye verecek kadar sahip olmalı dünya malını'. Karmaşıklaştırdığım bu cümle aslında oldukça anlaşılabilir sadelikte. Aslında cümlenin vermeye çalıştığı mesajda bu. Olabildiğine sade olun. Sade olmak; ihtiyacınız olduğu kadarına sahip olmak, gözünüzün açlığıyla boğuşmamak. Kendinizi doyuracak kadar pişirmek, dolaplar dolusu göz kirliliği yaratmayacak kadar kıyafete sahip olmak, hangisi giyeceğim diye düşündürmeyecek kadar yeterli ayakkabıya sahip olmak...         Her insanoğlu ihtiyacını tüketse bu yaşam ağacından, o zaman hayatın ne kadar adaletli olduğunu görürüz. Hareketliliği ruhunda barındıran insanın adaleti dünyadan beklemesi komik. Ağaçtan beslenen insanoğludur. Adalet kavramını ortaya çıkaran insanoğludur. Beraberinde adaletsizliği, açlığı getiren de insanoğludur. Ama ne gariptir ki adaleti dünyadan beklerler. Oysaki dünya insanoğlu olmadan ...

Tablo

         Kalabalıklar içinde kalmış, gürültüden beslenen anıların olduğu o zamanda herkesin sesini kesip karşımdaki gerçek ve canlı tabloyu izledim. Eski zamanları andıran bir tablo gibiydi. O anı betimleyebilecek resim bilgimin olmaması üzücü. Ama o anı kelimelere dökmem gerekir. Altmışlarında yaşlı amca, yüzünde hayatın ona kalan mutluluğu, ellerinde hayatın ona bıraktığı ağırlığı vardı. Küçük çocuk -torunu olduğunu varsayıyorum-, hayatla tanışmamışcasına  çok mutluydu. Dedesinin hemen önünde kendi gibi küçük alanda zıplayıp mutluluğunu gizleyemiyordu. Hareketliliğini dedesinin cebinden çıkardığı o tarakla bozdu. Yaşlı adam, eski kıyafetlerine rağmen özenle giyinmişti ve çevresindeki insanlara saygısını böyle belli ediyordu belli ki. Cebindeki tarak eski mi yoksa yeni mi belli değildi ama zaten bunun pek bir önemi yoktu. Özenle taradığı saçları, elinde kalan son sevgiyle okşadı.        Neredeler, nasıllar ve kimler? Kim bilir. Bili...

Nasıl Bir İnsansın?

    İyiler ve kötüler. Ortası yok. Ya gerçekten iyisindir ya da kötü. İnsanoğlu içinde her ikisini de barındırır. Ne zaman ortaya çıkaracağı muammadır. Tıpkı ''yin ile yang'' Çin felsefesi gibi. Kötü yanınız ağır bassa bile özünüzün bir parçası iyiliğe aittir.    Bulunduğunuz yaşam veya çevrede mutlu değilseniz sebeplerden biri özünüzü benliğinizde kaybedip diğer insanlara göre şekillenmek zorunda kalmanızdır.  Ama çıkarlarınız için yaşamak veya etrafınızdakilerin varlığının sadece hacimden öteye gidememesi sizin seçiminizdir. Bugün yaşadığınız her şey geçmişte yaptığınız tercihlerin sonucudur ve her şeyi hak edersiniz.     Her bebek iyidir ve iyi olarak doğar. İçindeki ağaç; ailesi , çevresi , yaşantıları ile büyür ama en önemlisi ağacı kendi seçimleri ile dallandırır. Bu metaforda ağacın kökleri insanın özünü simgeler. Ağacınız ne kadar yaprak dökse de, dalları kesilse de kökü hala sizinledir. Ne yaşarsanız yaşayın üstesinden gelmeyi kendini...

Yeni Bir Mesajınız Var.

    Hey,    Günün  nasıl geçiyor? Uzun zamandır sana bir şeyler yazmamıştım. Bu süreçte nasıl olduğumu merak edersen eğer, diyeceğim '' hayat gerçekten acımasız bir öğretmen'' olur. Böyle mi olmalı tartışılır tabii. Her neyse bu maili yazmamın sebebi hayattan öğrendiğim bazı şeyleri sunmak ki sana hiç yazmadığım için kızma.    Zaman değerli. Evet, biliyorum bu cümle klişe ve yeni öğrenmiş değilim. Sadece yeni özümsedim ve ayrıca fark ettim ki bildiğim bu cümleye çok uzağım. O benim gözümün önünde ama ben uzağım işte. Gelecekle ilgili aldığım kararlarda da benden uzak kalacağını düşündüğüm bu cümleyi etraflıca düşündüm. Zaman benim zamanım ve hayatımı başka insanlar  -aile bile olabilir- için harcıyorum. Hayat; insan yaşamı, değerli bir zaman dilimi. En kötüsü de kısa ve ne zaman sonlanacağı belli değil. Uzun yıllardır kendi isteklerimden kalıp yapıp bunun içine kendimi doldurmuşum. İnsanlar sürekli değişir, değişen insan farklı şeylere ilgi duyar....

Kısa Vedalar

                                                                             Sevdiğin insanı kaybetmek; bazen kalbinde bazen yanında. Değer verdiğin insanı unutmak; bazen isteyerek bazen istemeyerek.      '' Anneannene iyi bak. Benimki yaşasaydı sırtımda taşırdım onu.'' Tanımıyordum sözleri söyleyeni ama sözleri tanıyordum çok yakından, yanı başımdan. Sevgimizi göstermekte neden geç kalıyoruz, neden kaçınıyoruz? Neden zamansız zamanlarda farkına varıyoruz bazı şeylerin?       Birini sevdiğinizi özlediğiniz zaman anlamayın. Birine sevdiğinizi söylemek için kaybetmeyi beklemeyin. Birinden sevdiğiniz halde uzaklaşmayın. Bu üç cümle için geç kalınabilir.       Vedanın en güzeli son kez sevdiğini söyleyebilmektir. Bu zor şanstır. Herkesi kaybedermişce...

Küçük Çocuklar

                                                                        Yıllar geçmesine rağmen aklımdan silinmeyen bu anı hala kafamda tazeliğini koruyor. Arkadaşlarımla yolda yürürken yanımızdan annesi ve kardeşiyle bir yerlere giden çocuğun söyledikleriyle birbirimize anlamsızca baktık. Kardeşi ağlayan çocuk, kardeşine doğru tüm öğrenmişliğiyle : '' Şimdi istediğin gibi ağla büyüyünce ağlayamayacaksın zaten'' dedi. Büyük olasılıkların doğurduğu ihtimalle çevresindeki büyüklerin zor zamanlarında göz yaşlarını yuttuklarını görmüştü. İstemeden yanlış şeyler öğretmişlerdi o insanlar, o küçük çocuğa. Gözyaşlarından utanmayı öğretmişlerdi belki de. Ama yanlışı öğrendiği kesindi.         Gülerken utanmayan bunca insanın ağlarken saklanması ne anlamsız. Kim öğretmiştir bunca insana ağlamanın...